İlk tepkileri şaşkınlık ve bocalamadan ibaretti...
Ne diyeceklerini, ne yapacaklarını bilemiyorlardı... İkinci gün toparlanmaya başladılar.. AKP ve DTP bir günlük bocalama sonrası neredeyse aynı sözcüklerle şu “ortak tepki”de buluştu:
- Bu provokasyon 1993 Bingöl katliamını hatırlatıyor!..
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, “Bingöl’de 33 erin şehit edildiği süreci düşünün. Hâlâ karanlıkta” dedikten sonra şu tarihi(!) saptamayı yaptı:
- Tokat, bir zamanlar Ergenekon’un üssüydü!..
DTP Genel Başkanı Emine Ayna ise yaptığı “müthiş” açıklamada, Tokat’ta şehit edilen askerlerimizin yanına İstanbul’da molotofkokteyli ile yakılarak öldürülen 17 yaşındaki Serap Eser’i de ekleyip “manidar buluyorum” saptamasını yaptıktan sonra aynen şöyle dedi:
- Umarım “Yeni Ergenekon” devrede değildir!..
Pes artık demeyin daha bitmedi!.. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk geri kalır mı, o da grup toplantısında noktayı koydu:
- 1993’te Bingöl’de de barışçı sürece son vermek için birileri düğmeye basmıştı. Tıpkı Tokat’taki gibi!..
Yanaşma medyanın irili ufaklı tetikçileri de köşelerinde ya da ekranlarında, hiç sıkılmadan, yüzleri birazcık olsun kızarmadan, “Bingöl’de 33 erin katledilmesi ve Tokat olayı ile 17 yaşındaki Serap’ın yakılarak öldürülmesi Ergenekon marifetidir” kampanyası başlattı.
***
Bu ahlak yoksunu kampanyanın tetikçilerine biraz tarih dersi vermek gerekiyor; eğer PKK’nin 1993’te bölgedeki lideri olan Şemdin Sakık’ın ve Abdullah Öcalan’ın mahkemedeki ifadelerine göz atsalar, Bingöl’de 33 eri kimin nasıl infaz ettiğini gayet açık şekilde görebilirlerdi! Hadi zor geldi okumadılar, Öcalan’ın daha geçen yıl avukatları aracılığı ile yaptığı açıklamada Bingöl eylemini Sakık’ın gerçekleştirdiğini söylediğini de mi bilmiyorlar, bu nasıl gazetecilik?!.. İşte Öcalan’ın o sözleri:
- Ben yanlış bilgilendirildim. Eylemi gerçekleştiren Şemdin kullanıldı ama bunun farkında mıydı, değil miydi bilmiyorum…
Peki, Şemdin Sakık bu olayla ilgili olarak ne dedi, onu da görelim:
- 1993 yılının mayıs ayında, Bingöl-Elazığ karayolunda yaşanan olayda 33 asker öldürüldü. Bu olaydan hemen sonra Öcalan olayı sahiplenerek savundu ve değerlendirmeler yaptı. BBC radyosuna verdiği demeçte, bu eylemi üstlendi ve eylemin misilleme olduğunu söyledi. Gerek Türkiye genelinde, gerek dünya kamuoyunda bu eyleme karşı sert tepkiler ortaya çıkınca, bu sefer de yüz seksen derecelik dönüş yaptı. Eylemin örgüt içi çeteler tarafından yapıldığını söylemeye başladı.. Hatta olay yerinden oldukça uzakta bulunan şahsımı hedef yaptı. Bir yandan sorumluların cezalandırılacağını söylerken diğer taraftan da eylem sorumlularına kutlama mesajları gönderdi. Onları ödüllendirdi. Hatta serbest bırakılan birkaç Kürt kökenli askeri öldürmedikleri için de eylemcileri eleştirdi...”
Okumayan, araştırmayan, hafızası zayıf bir toplumun bu eksikliklerine güvenerek en çirkin yalan ve iftiraları manşetlerden vermek, ekranlardan anlatmak yalnızca gazetecilik değil, insanlık ahlakına da aykırıdır…
- Birileri çıkar, bu alçakça yalanları suratınıza tokat gibi çarpıverir!..
Bir Yurtsevere Mektup (XXXVIII)
Sevgili kardeşim Balbay, şu son hafta da “nereye gidiyoruz” sorusunu defalarca tekrarladığım olaylarla geçti. Okurken izlerken tüylerimi ürperten yanaşma medyanın yalan dolanları ise zirve yaptı!.. Emin ol, çok merak ediyorum: Bu tetikçiler, bu işbirlikçi mahlukat, aynaya nasıl bakıyor, geceleri yastığa başını nasıl koyuyor?.. Galiba gerçek Cem Yılmaz’ın sözlerinde gizli: Çok “duygusal” oldukları için!!!
Ancak, her türden yalana, baskıya, zorlamaya karşın bu halkın, bu karanlık tünelden çıkacağına olan inancım pekişiyor. Yeter ki öncüler, aydınlar ayaklarını daha sağlam yere basabilsin.. Fazla değil, şu aydınlık kitleler kadar!..
Seni ve tüm yurtseverleri, dışarıdaki milyonlar adına, bir yurtseverin tüm sıcaklığı, kararlılığı ve gücüyle kucaklıyorum kardeşim...
e-posta: umitzileli@gmail.com